Ben Kimim?

Konya, Bozkır, Dere Köyü

Dikilitaş Yaylasında bu toprak damda doğmuşum…

1959 ya da 1960 yılında davar, tek öğüne döndüğünde, öğleden sonra Akarca’dan yaylaya inerken doğmuşum

Anam yıllar sonra hatırladı: 10 Ağustos günü imiş; tipik bir Aslan burcu erkeğiyim Aynı gün sabahında Çoban Memet’in Yusuf da (lakabı : Garadan) doğmuş
Yayla evimizin avulusunda Alakapı’nın başında çekilen bu resim en eski resmim.

Ben kucakta oturan entarili, ayağında mesli olan çocuğum.

Babam terzi idi. Ayaklarına bakın: dışa değil içe dönük duruyorlar! O zamanlar dikiş makinaları ayakla çalışırdı. Yıllarca ayaklarını öyle koyarak çalıştırdığı için içe dönük hale gelmişler.

Hacıhanım Cicem, Köylülerimiz “Hacanim” diye çağırır. Apıl Ağam. Abdullah’ın kısası.

Arkamız Dağoglu’nun Mustafa Ağa ile avradı Henife Cicenin evi
Ortadaki kucakta oturan gelişli kız çocuğu anam

Adı: Münire; köylülerimiz Münüre Cice, kolay olsun Münürecce diye çağırır.

Kucağında oturduğu, zayıf kadın Anamın anası, benim Hacıhanım ebem.

Hacı Hanım ebem bu resimden kısa süre sonra vefat etmiş.. 1935 veya 1939 olmalı.

Anama göre 1939; çünkü hep “Ben Atatürk öldükten sonra dünyaya gelmişim” der.
Memet Emmi’sinin cesaret vermesiyle anam tanamızı satttı, parasıyla Bozkır’da resim çektirdi, çanta ve okul şapkası aldı ortaokula kayıt ettirdi de okuma hayatım başladı.

Resimdeki kravat ve ceketi köyden komşumuz Almanyacı Ahmet Ağa’nın avradı Hayşa Cice’den resim için ödünç almıştık.
Kuşadası’nda! Terazi ile çay götürmekten çay bahçesinde garsonluğa terfi ettikten sonra. Palabıyıklar kuzen kardeşlerimin çizgisi

Kaya Aldoğan Ortaokulu son sınıfta.
Rahmetli Faik Dayım.

Askere giden ağama harçlık gönderebilmek için beni yanına alması, çalışmam ve iş bulması için mektubum üzerine beni Kuşadası’na çağırdı, okul kaydımı Dere Köy’den Kuşadası’na aldırdı ve benim daha yükseğini okuma yolum açılmış oldu.

Öğretmen okuluna kayıda götürdüğü gece, limanda arkamdan denize doğru iteleyen güçlü rüzgardan ve kapkara denizden korktuğumu fark edince “Okuldan kaçarsan gelir seni bu denize atarım!” diye korkutmuştu. Nur içinde yatsın!
Çanakkale Öğretmen Okulu’ndaki 20 kişilik yatakhanenede ilk gecem… O kadar çok tanımadığım insanla ilk defa aynı odada yatacaktım ve korkmuştum.

Öğretmen okulunda herşeyimiz vardı, çok iyi eğitim aldık.

Öğretmenim Nebiye Özcan’ın hatıra defterime yazdığı

“Bilimsel düşünceye saygısından kuşkum olmayan” sözü hala kulaklarımda…
Bakanlığın bedava ayarladığı Çanakkale İntepe Gençlik Kampı'nda 2 hafta tatil yapmıştım.

Posta kutusu hesabına para havale edilemediği için dayım geri dönüş parası gönderememiş, parasız kalmam üzerine kamp müdürü Enver Can öğretmenim çok iyi maaşla iş vermis; kampta çalışarak kalmaya devam etmiştim.

Hayatımın en güzel üç yazını bu kampta geçirdim.
İstanbul Üniversitesi
Ekim 1976’da Hukuk Fakültesi’ne kayıt yaptırmak için geldiğimde, ilk defa kapısından geçip de Atatürk’ün gençliğe yol göstermesini anlatan heykele doğru yürüdüğümde sanki özel bir görevi yerine getirmek için seçilmiş de gönderilmişim gibi hissetmiştim.
Sonunda avukat olmuştum!
Aksaray’daki fotografçı özel itina ile bu fotoğrafı çekti, rötuş etti. En çok sevdiğim fotoğraflarımdan biri oldu. Aşağıdaki fotoğraf da o zamanlar çekildi ama şimdilerde çoktan kaybolmuş olan saçlarım fazla dağınık gelir.

Dayım ve Cevat abinin yanında çalışırken.. O zamanlar yeni çıkan elektronik daktilo ile hatasız ve hızlı yazabiliyor, manyetolu telefonlarda kadranı çevirerek arama yapabiliyor, büronun tüm telefon fihristini ezbere hatırlıyordum.

Kaç kere bırakmış olmama rağmen tekrar başladığım sigarayı içmeye devam ediyordum. Bırakmak hayatta başardığım en zor şeydir diyebilirim.
Anam ve oğullarım yaylada…

Sinan’ın doğum günü kutlama kartı, küçükken babamın gülüşünün tüm yüzüne yayıldığı gibi bir gülümseme
Bozkır'dan başlayan hikayeme ne mutlu ki uluslararası ödüller de ekledim. 2014 yılında Londra’da The Lawyer dergisinin prestijli 'Lawfirm of the Year' ödülünü aldım.
Dostum Hasan Girenes adına yıllar önce mezun olduğu Alanya Atatürk İlkokulu’na hediye ettiğimiz Kütüphanenin açılışından kareler… Kitap iyi arkadaştır, iyi arkadaşlar da bitmeyen kitaplar gibidir.
Çağlar boyunca ticaret ve uygarlık merkezi olan İstanbul’un, uluslararası bir tahkim merkezi haline gelmesi amacıyla 'İstanbul Tahkim Derneği’ni kurup, ilk tanıtımını Aralık 2017’de yaptım.
Yargılamalarda gerçeğin ve delillerin tam ve doğru ifşa ve ibrazı eksikliğinin Türkiye’nin ve Türk Yargısı’nın sorunlarının kök sebebi olduğunu tespit ettiğim gün bunu düzeltmeye karar verdim. Meşhur iletişimci Ali Saydam’ın tavsiyesi ile 2010’larda başlattığım Daha İyi Yargı Hareketi, bir kaç sene içinde Yargı’nın bütün sorunları ile ilgilenen bir derneğe dönüştü. Daha İyi Yargı Derneği, bu güne kadar bütün üyelerinin mutabakatı ile fikirler ve öneriler geliştirdi: bunlardan Bilirkişilik Kanun Tasarısı Hakkında Görüş ile Adalet Yüksek Kurulu Oluşturma önerisi başlıca belgelerdir. Dernek, uyuşmazlık çözümünde tam ve doğru ifşa sisteminin yararları veya avukatlık mesleğinin kurumlaşması konularında konferans ve etkinlikler gerçekleştirmekte…
Dikilitaş Yaylası...
Çocuklarım, köyümün okul çocukları ve Yayla’daki komşularımızın yardımıyla ağaç dikerken. O yıl ve takip eden yıllarda diktiğimiz ağaçlar büyüdü, yaylaya 1.500 sedir ve ladin ağacını geri verdim; küçük bir koru oldu ama borcum bitmedi ve hiç bitmeyecek.